Erol Zavar’dan Çocuk Öykü’ye Mektup
11 Ağustos 2009 Sincan Cezaevi
Sevgili Öykü Merhaba,
Uzun zamandır böyle güzel bir mektup almamıştım. Çocuk mektupları hep güzel oluyor. Büyüklerin kalpleri biraz kararmış oluyor. Hep kötülükleri öğrendiklerinden olsa gerek. Çocuklar ise tertemiz oluyor. Bize de yeniden yeniden öğretiyorlar dünyanın güzelliğini.
Sen çocuk kalmak istemiyormuşsun öykü. Çocukken hiç birimiz çocuk kalmak istemezdik. Büyüdükçe, dünyanın halini gördükçe, keşke hep çocuk kalsaydık dedik. Bu da pek mantıklıca bir şey değil. Akıllıca da değil. O zaman ne yapmamız gerekiyor. Çocuk olunca büyümek istiyoruz, tek başımıza sokağa çıkmak, kendi kararlarımızı kendimiz vermek istiyoruz. İzin verilmeyen şeyleri yapabilmek. Büyüyünce de bunları yapamadığımız görüyoruz yine. Sokağa çıkabiliyoruz ama güzel şeyleri yapmamızı yasaklıyor sistem. Temel amcan gibi hapse atıyorlar hemen. (Yine de güzel şeyler yapıyoruz, yapacağız hep.) O zaman da keşke büyümeseydim, bu kötülüklerin farkına varmazdım diyor insan. (kimi çocuklar da o kötülüklerin sahibi oluyor büyüdüklerinde.) ama büyüyoruz mecburen. Tabiat ananın bir kuralı bu. Öyleyse büyümekten kaçamadığımıza göre, kalplerimiz çocuk kalbi gibi olsun hep diye uğraşmamız gerekiyor. Çok zor olan bir şey bu biliyor musun Öykü? Bu kadar kötülük görüp öğrendikten sonra, çocuklar gibi temiz ve güzel bir kalbe yeniden kavuşmak çok zor. Ama imkansız değil. Çünkü çocuk Öykü’ler var. Çocuk Deniz’ler var, çocuk İlya’lar… benim de senin gibi çok güzel bir kızım ve bir oğlum var. Özgecan ve Özgür Deniz adları. Sizlere tüm çocuklara baktıkça biz de çocuk olmanın yolunu buluyoruz. Kalplerimizi iyileştirmeyi öğreniyoruz.
Sen de büyüyeceksin Öykü. Çocuk kalmayacaksın. Ama kalbin bugünkü gibi tertemiz kalacak. Çünkü kalbini çocuk kalbi gibi tutabilmek için her gün çalışan büyükler var yanında. Sen de onlardan öğreneceksin büyüyüp de çocuk kalmayı.
Baban sana sokakların artık güvenli olmadığını anlatmış ya. Ama bununla kurtulmasına izin vermemelisin Öykü. Oyun oynamak, sokakta ip atlamak her çocuğun hakkıdır. Eğer tek başına sokağa çıkamıyorsan (bu konuda baban haklı) baban ya seni sokakta oyun oynarken izlemeli, tabi yakınlardan ve bunu seni arkadaşlarının yanında küçük düşürmeyecek şekilde yapmalı. Ya da diğer çocukların anne ve babalarıyla, abi ve ablalarıyla birlikte belediyeye gitmeli. Demeliler ki: “Çocuklarımız güven içinde oynasın diye mahallenin içine araba girmesini engelleyin.” O zaman boş sokaklarda kaza olmaz. Ve sokaklar size kalır. Sonra da anne−babalar, abi ve ablalar kendi aralarında anlaşıp sırayla sokakları gezmeli ki, sokaklar sizin için tam güvenli olsun. Komşuluk ilişkilerini de geliştirsinler. Bunu yapmak onların görevi. Yapmıyorlarsa sen de sevimliliğinden ve sevginden gelen gücü kullan bence. Greve git. Yani mesela iki gün onlara öpücük verme. Bak bakalım kaç gün dayanabilecekler. Sonra mecburen isteklerini, haklarını kabullenmek zorunda kalacaklar. Bütün çocukları örgütleyebilirsen, sokakları değiştirebilirsin. Ancak annen ve baban uğraşsalar da belediye kabul etmeyebilir. Bunda anne ve babanın suçu olmaz. Uğraşmaları da yeter. Uğraşmaya başladıklarında greve son verebilirsin.
Babanın şiirini beğendik. Ben de babanın ’25. Saat’, ‘yolcu’, ‘Az çalışmalı…’, ‘Konuşan fotoğraflar’ kitapları var. Diğer kitaplarından da yollayabilirse çok sevinirim.
Sevgili Öykü, birlikte kaldığım arkadaşlarım da sana selam söylüyor. Sevgilerini iletiyorlar. Kendine iyi bak. Anne ve babana da selamlarımı söyle olur mu? Seni kocaman, kocaman öpüyorum. Sevgilerimle.
Erol Zavar. 1 No’lu F tipi hapishane. B1−5−48 Sincan/ Ankara
